Perşembe, 17 Shawwal 1440 | 2019/06/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı (18/06/2019)

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı (18/06/2019)

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar bu hafta Türkiye gündemini meşgul eden önemli konuları değerlendirdi.

►MUHAMMED MURSİ VEFAT ETTİ!
Allah’tan Rahmet, Ailesine ve Dostlarına Sabırlar Diliyoruz, Müslümanlar zalimlerden yana değil mazlumlardan yana tavır alıyorsa bu ümmete canlılık ve umut var demektir. Zalimlerin ise geleceği yok demektir.

► TÜRKİYE ABD’NİN S-400 TEHDİDİ İLE KARŞI KARŞIYA
Bu Mektup İşi Küstah ABD’nin Türkiye’ye Karşı Elbette İlk İcraatı Değil, Mektup yetkililere ulaşmadan ABD’li makamlar tarafından medyaya servis edilerek de Türkiye resmen aşağılandı.

► RUSYA VE ESED İDLİB’İ BOMBALIYOR!
Suriye’nin İdlib Şehri Yakılıyor, Yıkılıyor; Ramazan ve Bayram Demeden Caniler İdlib’i Yakıyorlar!

► İMAMOĞLU - YILDIRIM DÜELLOSU
23 Haziran’a 5 Gün Kaldı. Seçim Gündemi Sadece İstanbulluları Değil Türkiye’yi İlgilendiriyor, Ancak programı tek bir cümle ile özetleyecek olursak. “Dağ fare doğurdu” diyebiliriz.

H. 15 Şevval 1440 El-Muvafık M. 18 Haziran 2019

Devamını oku...

Yemen’deki İktidar Ortaklarının Rezaletine Eklemlenen Yeni Bir Rezalet

3 Haziran 2019 Pazartesi akşamı Riyad’daki Suudi rejimi, Salı gününün 1440 Şevval ayının ilk günü olduğunu açıkladı ve Salı gününün Ramazan Bayramı olduğunu kaydetti. Ardından Abu Dabi’deki Al Nahyan rejimi de aynı yolu izledi. Abdo Rabbo Mansur Hadi ve Aden’deki yandaşları da seleflerini takip ettiler. Evkaf Bakanlığı, Riyad’ın açıklamasına istinaden otoritesi altındakilere Ramazan ayının bittiğini, bayramın geldiğini ve Şevval hilalinin görüldüğünü ilan etti. Kısa bir süre sonra ise Sana’daki Daru’l İfta Kurumu, El Hudeyde kentinde Şevval hilalinin görülemeyeceğini açıkladı ve Salı gününün Ramazan ayının otuzu olduğunu belirtti.

Ne Ramazan ayının bittiğini, Şevval ayının başladığını söyleyen kesim ne de Mısırlılar, bayram yapmayıp oruç tutanları kınamadı. Peki,

صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِHilali görünce oruç tutun, hilali görünce iftar edinbuyuran delil nerede? Şevval hilali görüldü. Hilalin görülmesi yeryüzündeki tüm Müslümanlar için bağlayıcıdır.

Hem Sana hem de Aden’deki iktidar, Allah ve Rasûl’ünün emirleri ve yasakları dâhil olmak üzere İslam’ın emirlerini referans almadı. Yemen’de dört yıldır süren İngiliz-Amerikan çatışmasında Müslüman kanını akıtması yetmezmiş gibi şimdi de Müslümanları Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in emrine uymaktan alıkoydu.

صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِHilali görünce oruç tutun, hilali görünce iftar edin

Yemen’deki iktidar ortakları, ölüleri bile kandırdılar. Güya iyi bir iş yaptıklarını sanıyorlar. Şimdi de canlıları kandırıyorlar. Oruç ve iftarları aynı iken tek bir ülkedeki halkı ikiye böldüler. Oruç tutanlar, tutmayanlar!

Yemenli bilge insanlar için eylem ve söylem olarak her iki ekibin de haktan sapması daha yeterli değil mi? Bunlar, eylem ve söylemlerinde şeri hükümleri baz almıyorlar. Hevalarına göre hareket ediyorlar. Heva denmesinin nedeni, sahibini ateşe sürüklemesidir.

Bugün Müslümanlar birbiriyle çatışan ve İslam’a göre hükmetmeyen varlıklara bölünmüş durumdalar. Her tarafı kötülükler kapladı. Müslümanları tek bir varlıkta toplayan, İslam’a göre hükmeden, oruç ve iftar birliğini sağlayan bir devlet yok.

Bütün Müslümanlar, Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışma gayreti içerisinde olmalıdır. Çünkü Hizb, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurma ve bir Raşit Halife tayin etme çabası içindedir. Kurulacak Hilafet, Müslümanları İslam’a göre yönetecek, ülkelerini birleştirecek, aynı gün oruç tutma ve iftar etmelerini sağlayacak, Rabbin rızasına yaklaştırıp nefret ettiklerinden uzaklaştıracaktır. 

Devamını oku...

Samimi İnsanların Konuşmasının, Destekçiler ve Komplocuların Zincirlerini Kırmanın, Kırmızıçizgileri Yıkmanın Zamanı Gelmiştir

  • Kategori Suriye
  •   |  

Suç rejimi ve düşman Rus uçaklarının düzenlediği yüzlerce hava saldırısı kesintisiz devam ediyor. Yeryüzünü yakıp yıkma politikası uyarınca binlerce füze ve bomba yağdırıyorlar. Rejim güçleri, Hama’nın kuzey ve İdlib’in güney kırsalındaki kasabaları ele geçirmek için ilerlemeye çalışıyorlar... Bununla birlikte insanlar, rejim güçlerine karşı ellerindeki basit silahlarla direnç gösteriyor, ilerlemelerini zorlaştırıyorlar. Bu yüzden bazı bölgeler, vur kaç saldırılarına tanık oluyor ve kontroller nöbetleşe değişiyor! Sahada tanık olduğumuz olaylar, herkesin bildiği gerçekleri doğrular nitelikte. Daha önce biz bu gerçekleri defalarca dile getirdik. Düşman tuzaklarının çığ gibi büyüdüğü Şam devriminin bu kritik döneminde kardeşlerimize ve halkımıza şunu bir kez hatırlatmak isteriz:

Suç rejimine bağlı güçlerin zayıflığı gün ışığı gibi açık. Askerlerinin moralleri düşük ve yüz yüze çarpışmaktan kaçınıyorlar. Rejim, kara ve hava birliklerini seferber etti. Yakıcı silahlar kullandı ama yine de sahadaki çatışmayı bir türlü sonlandıramıyor... Amerika ve Rusya’nın planlaması, İran ve yandaşlarının doğrudan desteği, Türkiye’nin sessizliği, açık ya da gizli yardımı, grup liderlerini günaha sevk eden Astana, Soçi ve benzeri zirve ve müzakerelerin ölümcül etkileri olmasaydı, mücrim rejim çoktan yıkılırdı.

Dolayısıyla suç rejimi, gücü ve üstünlüğüne, sahip olduğu uluslararası ve bölgesel desteğe, müzakereler ve konferanslar tuzağı ile kâfir Batı ve beraberindeki entrikacı bölge ülkelerinin grup liderlerini aldatmasına rağmen kurtarılmış bölgeleri ele geçiremedi. Rejim, bu konferanslar ve müzakerelerle askeri kazanımlarının ötesinde kazanımlar elde etti! Garantör ülkelerin vaatleri, destekçileriyle olan ilişkileri, çizilen kırmızıçizgilere olan bağlılıkları, rejimin grup liderlerini aldatmasını kolaylaştırdı... Bu nedenle destekçilerin ve devrime komplo kuran ülkelerin iplerini kesmek, Allah’ın metin ipine sımsıkı sarılmak ve yalnızca O’na tevekkül etmek kaçınılmazdır. Biz, Allah’ın samimi kullarına zafer ve hâkimiyet vaadini yerine getireceğine yürekten inanıyoruz.

إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُŞüphesiz ki, Rasûllerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında, hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.[Mümin 51]

Cenevre ve Soçi konferanslarında alınan kararların, Şam’daki ajan rejime uluslararası meşruiyet kazandırmak, devriminin gidişatını saptırmak, Şam devrimi ve samimi evlatlarını ortadan kaldırmak, halkı uysallaştırmak, nefislere umutsuzluk ve ümitsizliği aşılamak için olduğu bir sır değil. Fakat kurban vermiş, çok acılar çekmiş, göçe, katliama, evlerin ve köylerin yıkımına maruz kalmış bir devrim halkına karşı bu nasıl olacak? Allah’ın metin ipine tutunmalı, kurulan komplolara karşı durmalı, umutsuzluğa düşmemeli, hak üzerinde sebat etmeli, samimi devrimcilerin etrafında kenetlenmeli, sömürgeci kâfirler ve onların ajanlarıyla işbirliği yapanlardan saflar ayrıştırılmalıdır...

Rabbimizi hoşnut eden ve akidemizden fışkıran “Nübüvvet metodu üzere Hilafet” projesine tutunarak basiretle yürümeliyiz. Küfür, baskı ve suç rejiminin enkazı üzerine Hilafeti kurmak için çalışmalıyız. Dinine yardım ederek Rabbimizin rızasını aramalı, devletini kurarak mübarek Şam toprakları üzerinde La İlahe İllallah Muhammedün Rasûlullah bayrağını dalgalandırmalıyız.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُO gün Allahın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

Hizb-ut Tahrir, size tavsiyelerde bulunuyor, düşmanların tuzaklarına karşı sizi uyarıyor. Hizb, halkına yalan söyleyemeyen bir liderdir. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodu doğrultusunda İslami hayatı yeniden başlatma farzını yerine getirmek için uğraş vermekte, kâfir ve entrikacı devletlerin, İslam’a, Müslümanlara özellikle de samimi Suriye halkına karşı kurduğu tuzak ve planları deşifre etmektedir... Sizi bizimle birlikte çalışmaya ve Nübüvvet metodu üzere ikinci Hilafet projesine yardım etmeye çağırıyoruz. Bu, dünya ve ahiret hayatında kurtuluşumuzdur.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allahın ve Rasûl’ünün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, Onun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Liberal Anayasal Özgürlüğünün Bir Nişanesi Olarak Başörtüsü Yasaklandı

15 Mayıs 2019’da Avusturya’da ilkokullarda başörtüsü yasağı ulusal meclisten geçti. ÖVP, FPÖ ile milletvekilleri Peter Pilz ve Daniela Holzinger-Vogtenhuber’ın oylarıyla, (495 / A) sayılı Okul Eğitim Yasası’nda değişiklik yapıldı. Ardından yasa Federal Konsey Eğitim Komitesine gönderildi. Söz konusu yasal düzenlemeyi anayasal düzeyine çıkarma planı muhalefet engeline takıldı. Muhalefet bunun için kapsamlı bir entegrasyon önlemleri paketi talebinde bulundu. Böyle bir yasa tasarısı çıkarılmasına 2018 baharında start veren ÖVP / FPÖ hükümeti Başbakanı, Ülkemizde küçük çocuklara başörtüsü takılması kesinlikle kabul edilemez.açıklaması yapmıştı. Başbakan, beklendiği gibi eski FPÖ lideri Sebastian Kurz ve rektör yardımcısı Heinz-Christian Strache’den müthiş destek görmüştü.

Söz konusu yasa diyor ki: Kız erkek tüm öğrencilerin en iyi şekilde gelişimini sağlamak için 10 yaşına kadar başını ideolojik veya dini sembolle örtmesi yasaktır. Bu, yerel gelenek ve göreneklere göre çocukların toplumsal entegrasyonunu, anayasal değerlerin korunmasını sağlar. Anayasanın eğitim hedeflerine ve kadın-erkek eşitliğine hizmet eder.” Bu ifade, Avusturya kültürüne entegre veya asimile etmek için Alp cumhuriyetinin, Müslüman çocukların ve ergenlerin sosyalleşmesine doğrudan müdahale edeceğini açıkça ifade ediyor. Yasa, farklı yaşam biçimlerini yasaklayan ve zorba önlemlerle kültürel homojenliği sağlayan toplumsal bir düzen yaratacaktır. Bu yasayı hazırlayanlar sözde hukuk devletinin liberal cephesini koruma zahmetini bile göstermediler. Sonuçta yasa, farklı inançlar ve heterojen dinler nedeniyle farkındalığı suç sayıyor ve herkesi kendi hayata ve insana bakış açısını benimsemeye zorluyor.

Avusturya’daki bu prosedür, Batılı devletlerin farklı dünya görüşlerine ve yaşam biçimlerine sahip sosyal gruplarda yan yana çatışmasız ve sürdürülebilir bir sosyal model geliştirememesinin en canlı örneğidir. Devletin görevinin, bireyin özgürlüklerini korumak olduğu ve meşruiyetini bundan aldığı iddia edilse de Avrupa mantığı, diğer dünya görüşlerini ve yaşam tarzlarını kendi yaşam tarzı için varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Devletin kültürel temellerini korumak için yabancı dünya görüşleri ve yaşam tarzlarının bastırılması ve nihayetinde tamamen ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyor. Anayasal hukuk anlamında kültürel-tarihsel anayasal gerekliliklerden normatif hukuk çıkarılamaz dense de (Christoph Möllers), gerçekte Avrupa’nın olgusal normatifliği kültürel-tarihsel bir dönüm noktasına doğru ilerliyor. Bu, gelecekte devletin genel anayasal durumunu belirleyecektir. Çünkü gerçekte entegrasyon politikası, soykırıma yönelik uygulamalarıyla ve egemen kültür gibi kamplaştırıcı terimler kullanmasıyla liberal anayasal devleti baltalıyor ve kültürel birleşik bir devlet inşa etme fikrini destekliyor.

Böyle bir paradigma değişimi sadece Müslümanları değil, aynı zamanda kendi değerleri ve yaşam tarzları olan tüm bireyleri ve sosyal grupları da etkileyecektir. Bu zaten Avusturya’da ilkokullarda uygulanan başörtüsü yasağında açıkça görülebiliyor. Yahudilerin Kippa’sı ve Sihlerin Patka’sı yasadan hariç tutulması her şeyden önce yasanın, ayrımcı ve İslam karşıtı karakteristik özelliğini yansıtıyor. Yasa, kültürel görünümü toplumun çoğunluğu ile uyuşmayan bütün sosyal gruplara karşı eyleme geçilmesini meşru kılıyor. İslam karşıtı entegrasyon politikasının sosyal tehlikesi, kendi iç mantığında yatıyor. Bu mantık, siyasi ruh haline bağlı olarak herhangi bir dini ve inanç topluluğuna uygulanabilir. Kendi toplumunda kutuplaşmanın artması, siyasal kültürün gerilemesi, sağcı popülist hareketlerin yükselişi ve Avrupa kurumlarının aşınması, yaklaşmakta olan dönemin en bariz özellikleridir ve Avrupa kıtasına gelmekte olan tehdidin artçı şoklarıdır.

Bu çerçevede Hizb-ut Tahrir, bu yıkıcı entegrasyon politikasına son vermeye, politikacıları ve aydınları, istikrarı sağlayan bir anlayışa varmak için diyalogda bulunmaya çağırıyor. Bu, barış içinde birlikte yaşamanın gerekli unsurudur ve tüm katılımcıların çıkarınadır. Anayasal ön kabullerden veya idealist liberal soyutlamalardan uzak somut ihtiyaçları anlayan, ideolojik farklılıkları hesaba katan ve mevcut kutuplaşmaya son veren kabul edilebilir bir model geliştirmek elzemdir. Bu çabalar başarısız olursa, azınlık ve çoğunlukların geleceğinin nereye evirileceğini görmek için Avrupa tarihine kısa bir göz atmak yeterlidir.

Devamını oku...

Suriye Vilayeti: Cepheleri Açmaları ve Cani Rus Ateşkesini Reddetmeleri İçin Mücahidlere Bir Çağrı

  • Kategori Suriye
  •   |  

Suriye Vilayeti: Cepheleri Açmaları ve Cani Rus Ateşkesini Reddetmeleri İçin Mücahidlere Bir Çağrı

Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti, Mücahidlere cani Rus ateşkesini reddetmeleri ve cepheleri açmaları çağrısının yapıldığı İdlib, Darkuş'da bir gösteri düzenledi.

H. 11 Şevval 1440 El-Muvafık M. 14 Haziran 2019

Devamını oku...

Suriye Vilayeti: Mücahidlere Sahel Mücadelesine Devam Etmeleri Çağrısıyla Kerame Kampında Bir Duruş

  • Kategori Suriye
  •   |  

Suriye Vilayeti: Mücahidlere Sahel Mücadelesine Devam Etmeleri Çağrısıyla Kerame Kampında Bir Duruş

Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti, Mücahidlere Sahel Mücadelesine Devam Etmeleri Çağrısının yapıldığı İdlib, Kerame Kampında bir gösteri düzenledi.

H. 11 Şevval 1440 El-Muvafık M. 14 Haziran 2019

Devamını oku...

İslam, Hevaya ve Şeytanın Fısıldamalarına Değil Allah’ın Emir ve Nehiylerine Teslim Olmaktır.

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

HABER-YORUM

(Tercüme)

İslam, Hevaya ve Şeytanın Fısıldamalarına Değil
Allah’ın Emir ve Nehiylerine Teslim Olmaktır.

Haber:

07-06-2019 Cuma günü Hollanda haber sitesi RTL’de Türk asıllı Hollandalı bir gazetecinin makalesi yayınlandı. Gazeteci Almanya'nın başkenti Berlin’de karma bir liberal cami ziyareti sırasında o camide imamlık yapan (kadın imamla) karşılaştıktan sonra, “Hollanda, bir kadının imamlık edeceği cami inşa etmeye hazır mı?” başlıklı makalesini yazmıştı. Gazeteci makalesinde; “Hava herkesin hakkı olduğu gibi, din de herkesin hakkıdır bundan dolayı Yahudi, Hristiyan, eşcinsel ve diğerlerinin Allah’ın mescitlerine girip namaz kılma hakkına sahiptir. Ayrıca, kadınların erkeklerle yan yana namaz kılması, hatta erkeklere imamlık etme hakkına da sahiptir. İslam, teslim olmak, teslim olmak ise farklı ve değişken olan her şeyi kabul etmek ve boyun bükmek anlamına geliyor” diyerek yazısını bitirdi.

Yorum:

Avrupa'da ve hatta tüm dünyada, İslam’a, fikirlerine ve hükümlerinehatta bu fikirlerin ve hükümlerin anlaşılma metoduna yönelik artan saldırı biçimleri çeşitlendi. İslam'dan nefret eden birçok kâfir, İslam’ın ve Müslümanların imajını çarpıtarak, diğerlerine hoşgörü göstermeyen gerici bir din olarak göstermek için gece ve gündüz çalışıyor. İslam kültüründen kaynaklı olarak kadın haklarının görmezden gelinerek, zulüm görmesi ve İslam’a inananların Batı toplumlarında bir arada yaşama imkânını kaybettiği şeklinde iftira ve yalan kampanyaları yapmaktadırlar. Bu aldatmaca ile birlikte bir grup Müslümanı veya İslam'a bağlı olanların bir kısmını Batı kültürünün tuzağına düşürmüş ve batının zehirli fikirlerini benimsetmiş oldular. Makalenin yazarı gibi, mücrim kâfirlere yağcılık ve dalkavukluk yaparak şeytani tuzaklar hazırlayarak hakikatleri karalayanlar Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya ve dinine karşı cüret gösterebilmektedirler.

Havada herkesin hakkı olduğu ve insanların birbirlerini bundan men edememeleri doğrudur ki, bu Yüce Yaradan tarafından verilmiş bir nimet ve ihsandır. Tıpkı İslam'ın bir nimet olduğu gibi, ona inananlar ve hayatını ona göre düzenleyenler için de İslam bir rahmet, fazilet ve nimettir. Ancak, gazetecinin havayla İslam’ı karşılaştırıp teraziyi ters çevirip, kulun yaratıcısı karşında bir hakkı olduğunu istemesi büyük bir çarpıtmadır! Allah Subhânehu ve Teâlâ onların vasfettiği ve benzettiği şeylerden münezzehtir.

İslam'ın anlamını “teslimiyettir” denmesine gelince; bu deyim yalın halde kullanıldığında eksik ve yanıltıcı bir anlam taşır. İslam, insanların hevalarına ve şeytanların fısıldamalarına değil, yalnızca Âlemlerin Rabbine teslim olmaktır ve hükümlerine, emir ve nehiylerine kayıtsız şartsız boyum bükmektir. Ancak Allah Subhânehu ve Teâlâ, bir kadının erkeğe imamlık yapıp-yapamayacağını ve namaz saflarında erkeklerin yanında durup-duramayacağına karar verendir. Şeriat koyan Allah Subhânehu ve Teâlâ bunu nehyetti ve haram kıldı. Bu nedenle onun kurallarına kimse karşı koyamaz. Hiç kimse kendi arzularına göre Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya ibadet edemez. Yapılan ibadet Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın farz kıldığı şeklinde ve keyfiyetinde değilse, o zaman batıldır ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın gazabına müstahaktır. Bu, hüküm ibadetin keyfiyeti konusunda bilgisiz cahil olanlar içindir. Peki  bilerek ve kasten ihlal edenler ne olacak!?

Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya meydan okumak kâfirlerin hevasına tâbi olmaktır. Bu da kişinin, toplumların ve ulusların helak olmasına ve ifsadına yol açmaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâyüce kitabında şöyle buyurdu:

 ﴿وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ أَهْوَاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ﴾ “Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi”(Muminûn 71)

Müslüman, tüm amellerini, Şer’i hükümlerine göre sınırlar, doğruluğunu araştırır ve Rabbinden af ve kabul umarak yerine getirir. Kâfirlerin ne dediğini dikkate almaz ve onlara itaat etmez. Çünkü Müslümanın Dini İslam haktır, haktan sonra ise ancak sapıklık vardır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Velid Belibel 

Devamını oku...

Şam Devrimine Yönelik Komplonun Gereklilikleri Konusunda Rusya İle Türkiye Arasında Tam Bir Koordinasyon

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Şam Devrimine Yönelik Komplonun Gereklilikleri Konusunda

Rusya İle Türkiye Arasında Tam Bir Koordinasyon

Haber:

Rusya Savunma Bakanı 13/06/2019 Perşembe günü, İdlib ve çevresinde gerilimi azaltma bölgesinde her iki tarafın da askeri operasyonların niteliğinin büyüklüğü ile ilgili bir anlayışa vardıklarını onaylamaları çerçevesinde uçaklarının Türkiye tarafı ile koordineli olarak İdlib kentindeki silahlı grupların olduğu yerlere baskın düzenlediğini açıkladı ve açıklamada, Türkiye ve Rusya liderlerinin Suriye’deki (teröristlerle) mücadelede yakın işbirliğine devam edeceklerini vurguladı.  

Rusya askeri yorumcularının, dün Rusya Savunma Bakanlığı’nın saldırıları Türk ordusu ile birlikte koordine ettiklerini söylemeleri, Türkiye ve Rusya’nın ateşkesin ilanı hakkındaki anlayışlarının, silahlı grupların ateşkes kararına uymadığı bazı yerlere karşı askeri operasyonlara devam etme anlaşması hakkındaki bazı yönleri içerdiğinin bir göstergesi sayılır. (Şarkul Avsat)  

   Yorum:

Türkiye Savunma Bakanlığı’nın mücrim Rusya ile askeri saldırılar koordinasyonu haberini reddetmesine rağmen tüm göstergeler haberin doğruluğuna işaret etmektedir. Nitekim haberi inkar etmek, gözlere kum serpmek ve bu koordinasyonun gerçekliğini her düzeyde fark eden kamuoyunu yanlış yönlendirmekten öte bir şey değildir. Zira Türkiye rejiminin rolünün hakikatini takip eden bir kişi, bu koordinasyonun kaçınılmazlığını açık bir şekilde bilir. Çünkü Rusya-Türkiye koordinasyonu olmamış olsaydı, bu olmazdı. Nitekim Rusların kendilerine çocukların, kadınların ve yaşlıların kafataslarının teslim edildiği Halep kentine geri dönmesi ve Türkiye rejimi tarafından Şam devrimi için hazırlanan ihanetlerin listesinin uzayıp gitmesinin tamamı mücrim rejim ile onun arkasındaki Amerika’nın çıkarları içindir.

Herkes, Türkiye rejiminin savunmasız Şam halkının maslahatı pahasına bölgede kendi ve efendilerinin çıkarlarını gerçekleştirmek için çalıştığını biliyor. Nitekim bu, şaşılacak bir şey değildir. Ancak şaşırtıcı olan, grup liderlerinin kendilerine verilen rolü yerine getirmelerinin ardından Amerika’nın politikalarına muhalefet eden tüm gurupları hiç tereddüt etmeden ortadan kaldıracak olan bu rejimle yakın ilişki kurmaya devam etmesidir.

Grup liderlerinin yapması gereken, kendi kararlarını ve kendi egemenliğini yeniden kazanmak ve kendilerine dayatılan kırmızı çizgileri kırabilmek için Türkiye rejimi ile olan ilişkiyi kesmesidir. Şam halkının yapması gereken ise bu liderleri değiştirmek ve çokça saptırılan ve neredeyse uçurumun eşiğine gelen devrimin seyrini düzeltmektir.    

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Ahmed Abdulvahhab

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER