Cuma, 18 Jumada al-thani 1440 | 2019/02/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Türkiye Vilayeti: Haftalık Bilgilendirme Toplantısı (19/02/2019)

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Türkiye Vilayeti: Haftalık Bilgilendirme Toplantısı (19/02/2019)

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar bu hafta Türkiye gündemini meşgul eden önemli konuları değerlendirdi.

► TANZİM SATIŞLARI ÇÖZÜM MÜ?
Taşıma Suyla Değirmen Dönmez; Sorun Böyle Çözülmez!

► IMF’YE BORÇ ÖDENDİ ŞİMDİ SIRA BANKALARDA
Ha IMF’ye Esirsiniz Ha Amerika ve Avrupa Bankalarına Mahkûmsunuz!

► TÜRKİYE’DE İŞSİZLİK NEDEN ARTIYOR?
Vatandaşını Müşteri Gibi Gören Anlayış İşsizliği Tetikliyor!

► MEB’İN YOGA AÇILIMI NEYİ AMAÇLIYOR?
Asımın Nesli Gitti Hasımın Nesli Geliyor Farkında Mısınız?

H. 14 Cumade'l Ahira 1440 El-Muvafık M. 19 Şubat 2019

Devamını oku...

Soçi’de ABD’nin Kırmızı Çizgileri Olan Rejim ve PYD Korundu Türkiye’nin Tüm Kırmızı Çizgilerinin Üzeri Çizildi!

Basın Açıklaması

Soçi’de ABD’nin Kırmızı Çizgileri Olan Rejim ve PYD Korundu
Türkiye’nin Tüm Kırmızı Çizgilerinin Üzeri Çizildi!

14 Şubat 2019 tarihinde Erdoğan, Rus lider Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin katılımıyla Soçi’de bir toplantı düzenlendi. Toplantıda Fırat’ın doğusu ve siyasal açıdan PYD üzerinden Kürtlerin Suriye’deki geleceği, İdlib ve Suriye’de bundan sonra izlenecek siyasi süreç konuları ele alındı.  Yayımlanan ortak bildiri ve yapılan açıklamalarda, ABD’nin Suriye’deki kırmızı çizgileri korundu. Buna göre Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olan 2254 sayılı “Esed’li geçişe” ortak vurgunun yanı sıra Suriye’nin geleceğinde PYD’nin de söz sahibi olmasına ABD ve Rusya’dan sonra İran da destek verdi. Türkiye’nin güvenli bölge konusundaki talebine yeşil ışık yakılmazken İdlib’in “terörden” temizlenmesine vurgu yapıldı. Erdoğan'a ise biraz daha “sabır” denildi. Çünkü Amerika Suriye’de siyasi çözüm gerçekleşmeden İdlib’e bir operasyona sıcak bakmıyor. Bunun yanısıra Türkiye, Rus Himeymim üssünü HTŞ’ye karşı koruma rolünü de üstlendi.

Fırat’ın doğusuna birkaç güne operasyon yapacağını söyleyen Erdoğan, aylar geçtiği halde bu yönde hiçbir adım atabilmiş değildir. Oysa Suriye devrimini baltalamak, grupları parçalamak ve Amerikan çıkarlarını gerçekleştirmek uğrunda “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” operasyonlarını, havadan Amerika’nın, karadan ise Rusya, İran ve rejimin garantisi altında süratle gerçekleştirmiş, Membiç'e yaklaştığı anda ise durdurulmuş, orada devriye göreviyle yetinmek zorunda kalmıştır. Yazık ki Türkiye, Washington’dan esen rüzgâra göre yön değiştiriyor. Kendi kırmızı çizgilerinden ziyade Amerika’nın kırmızı çizgilerine bağlı kalıyor. Erdoğan 2011'de reform vadeden Esed için “Suriye halkı şu anda Esed’e inanmıyor; ben de inanmıyorum” demişti, 27 Aralık 2017 tarihinde, “Devlet terörü estirmiş bir teröristtir” dedi. 24 Ocak 2019 tarihine gelindiğinde ise Rusya’nın hatırlatmasıyla; “Adana Mutabakatı masaya gelmeli” diyerek Esed ile görüşmelerin sürdüğünü ima ediyor. Bu son Soçi zivesinde ise  “geleceğimizi Adana Mutabakatı çerçevesinde planlıyoruz” diyerek 900 km sınırı olan Suriye’ye yönelik Amerikan mutfağında pişen politikalardan başka bir politikası olmadığını açıkça gösteriyor. Geçmişte mücrim Suriye rejimini katil ve zalim olarak tanımlayan Erdoğan, Suriye ile diplomatik ilişkilerin altyapısını oluşturmaya çalışıyor. Dün terörist dediği Esed için bugün “geçiş sürecine liderlik edebilir” diyor. Dün Suriye halkının yanındayız derken bugün onları zalimlerin insafına terk ediyor. Dün Ensar-Muhacir modeliyle söz ettiği Suriyeli muhacirleri bugün geri göndermekten bahsediyor. Dün birkaç güne operasyon düzenleyeceğim derken, bugün operasyon iznini Amerika’dan, Rusya’dan, hatta  rejimden almaya çalışıyor. Nereden nereye!

Sömürgeci kâfir devletler ve yerel işbirlikçileri, sekizinci yılına giren Suriye devrimini yok etmek, halkın direncini kırmak, grup liderlerini müzakere masalarında kandırmak, mücrim rejimi yeniden ihya etmek ve “toprak bütünlüğü” adı altında Suriye’yi bir bütün olarak yeniden rejime teslim etmek için tüm güçlerini seferber ettiler. Can çekişen devrime öldürücü darbeyi vurmak için diplomatik mekik dokudular, masadan masaya koştular. Katledilen canlar, yok edilen hayatlar, harap edilen şehirler, göç ettirilen milyonlar umurlarında değil! Oysa Amerika, Rusya ve tüm zalimleri memnun etmek, çıkarlarını korumak, ne onları Allah’ın gazabından, ne aziz İslam ümmetinin öfkesinden kurtarabilir.

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜSakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.[İbrâhîm 42]

Devamını oku...

Türkiye, Baskılar Sonucu Çin’in Uygur Müslümanlarına Yönelik Baskılarına Karşı Konuşmak Zorunda Kaldı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Türkiye, Baskılar Sonucu Çin’in Uygur Müslümanlarına Yönelik Baskılarına Karşı Konuşmak Zorunda Kaldı

Haber:

Washington Post’a göre: Türk hükümeti, Çin’e Uygurların evlatlarının bulunduğu merkezleri kapatma çağrısında bulundu. Ülkenin uzak batısındaki Sincan bölgesinde bir milyon kadar Müslüman'ın tutuklanmasını kınayarak yükselen uluslararası koroya katılan büyük bir Müslüman ülkenin nadir bir örneği oldu. 

2017 yılından beri artan uluslararası medyaya ve Türk muhalefet partilerinin baskılarına rağmen bu açıklama, Çin’in Uygurlara yönelik muamelesi konusunda sessiz kalan Erdoğan’ın iktidar partisinde bir kayma olduğunu gösteriyor. Nitekim Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Cumartesi günü yaptığı bir açıklamasında şöyle dedi; toplama kamplarının yeniden ortaya çıkması ve Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon insanlık adına büyük bir utanç kaynağıdır.”  

Aksoy şöyle dedi: “Keyfi tutuklamalara maruz kalan bir milyondan fazla Uygur Türkünün toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları artık bir sır değildir.”

Ayrıca makale şöyle açıklıyor: “Uygur aktivistlerine Türkiye'nin görüşlerini açıklama çağrısında bulundu. Ancak birçok kişi, Türkiye'nin neden şimdi onları savunduğunu soruyor. Washington’da bir aktivist olan Tahir Emin, kendisinin ve diğerlerinin Çin’in Uygurları gözaltına aldıklarına dair belgeleri Türkiye hükümetine bir yıldan fazla bir süre önce verdiklerini ve bir cevap gelmediğini söyledi.”

Emin şöyle dedi: “Batı’da olduğu gibi Türk hükümetinin de Uygurların temel insan haklarını desteklemeye ve daha fazla çaba göstermeye devam edeceğini ümit ediyoruz.”

Türkiye’den açıklama, ülke genelinde yapılacak olan yerel seçimlerde sandık başına gitmeden haftalar önce geldi.

Erdoğan kendini, İslam dünyasının lideri ve dünyadaki Türk halkının savunucusu yerine koydu. Nitekim 2009 yılında, Sincan’daki etnik ayaklanmaların ardından Çin’in Uygurlara yönelik yaptığı baskıyı bir “soykırım olarak nitelendirmiş ve bu da Pekin’i öfkelendirmişti.

Ancak Erdoğan, Batı ile olan ilişkilerinde başarısız bir darbe ve bir boşlukla karşılaştığından Türkiye’nin Çin ile olan ilişkileri 2016 yılından sonra belirgin şekilde iyileşme göstermiştir. Nitekim ertesi yıl Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Pekin’e yapmış olduğu ziyaret sırasında şöyle demiştir: Türkiye, aşırıcı Uygurların, endişe verici aktivistlerin ve Uygurları Türk akrabaları olarak gören milliyetçi Türklerin tutuklanmasında Çin’e yardımcı olacaktır.   

Yorum:

Hiç şüphe yok ki Çin’e yönelik yapılan medya kampanyası, Amerika, İngiltere ve diğerlerinin İslam ümmetine karşı daha vahşi cürümler işlemelerine rağmen Çin gücünün yükselişiyle karşı karşıya olan ve Müslümanlara yönelik baskıcı eylemleri nedeniyle onu açığa vurma fırsatını yakalayan Batı tarafından yönetilmektedir. Erdoğan’ın temel siyasi bağlılığı, İslami söylemine rağmen Batı’dır. Ancak bu, Erdoğan hükümetinin neden şu an Çin’e karşı konuştuğunu açıklamak için yeterli değildir. Hürriyet Daily News’in görüş makalesinde açıklandığı gibi cevap, Türkiye'de yapılacak yerel seçimlerde ve iktidar partisinin karşı karşıya olduğu iç siyasi muhalefette aranmalıdır: “Çin ile ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesini amaçlayan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti, gelişmeleri kasıtlı olarak yok saymaktadır. Nitekim Uygur Türkleri hakkında Birleşmiş Milletleri’nin liderlik etmiş olduğu toplantılara katılan Türk diplomatlar, Çin'e karşı daha yumuşak bir dil tercih etmektedirler.  Zira İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), İyi Parti’nin 2018 yılı sonlarında Çin hükümetinin Uygur Türklerine karşı işlediği son insan hakları ihlallerinin soruşturulmasına yönelik çalışma hakkında sunmuş olduğu meclis talebini reddetti.

Hükümetin bu tutumu, uluslararası arenadaki ve Türkiye’de tepkileri tetikledi. Nitekim Büyük Birlik Partisi (BBP), Vatan Partisi ve diğer küçük partiler, Uygur Türklerine yönelik devam eden baskı hakkında sesini çıkarmamasından dolayı Adalet ve Kalkınma Partisi’ni eleştirmektedirler.  

Büyük Birlik Partisi, 24 Ocak tarihinde Uygur Türklerine yapılan zulüm nedeniyle devasa bir protesto gösterisi düzenleyerek hükümeti, “Doğu Türkistan’daki” akrabaları için çalışmaya çağırdı. Son aylarda Anadolu’nun farkı bölgelerinde uzun süredir devam eden ve devam etmekte olan onlarca protesto gösterileri ve benzeri toplantılar, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne yönelik baskıları daha da artırdı.

Bunun, Çin’e karşı çok güçlü bir şekilde formüle edilmiş bir eylem olduğunu söylememiz zor olsa da iç siyasi dürtülere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Zira diğer nedenleri tahmin etmek zordur.”

Türkiye’nin Çin’e yönelik eleştirisi sadece iç tüketim içinse de ne yazık ki Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerde köklü bir değişim beklememiz imkansız olup Müslüman Uygurlara yönelik zulüm devam edecektir. Zira Türkiye hükümeti, Uygur Müslümanlarına yönelik ihanet çizgisinde durmada yalnız değildir. Aynen geçen yıl Bloomberg makalesinde dediği gibi:

“Avrupa ve Amerika’da, Uygurlara yönelik iddia edilen insan hakları ihlallerini durdurması için Çin’e yönelik baskı çağrılarının artmasıyla birlikte Pekin, şimdiye kadar İslam dünyasındaki hükümetlerden gelen her türlü ciddi eleştiriden kaçtı.  

Bloomberg tarafından derlenen verilere göre Çin, Suudi Arabistan'ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 10'unu ve İran'ın ihracatının yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Aynı zamanda Malezya'daki en yüksek yabancı yatırım kaynağıdır. Ayrıca Çin-Pakistan ekonomik koridoru özel altyapı projelerine yönelik kredilerde 60 milyar doların üzerinde bir para akışı sağlamaktadır.

Yurtdışındaki Uygurları savunan bir grup olan Uygur Dünya Kongresi Yürütme Kurulu Başkanı Ömer Kanat şöyle diyor: “İslam ülkeleri, Çin ile ilişkilerine zarar vermek istemiyor. Zira Çin’i, Batı’ya ve Amerika’ya karşı potansiyel bir müttefik olarak görüyorlar. Bu nedenle sessiz kalmaya çalışıyorlar.” Kongre, yurtdışındaki Uygurları savunan bir grup.

Bizim bölgelerimize ve işlerimize girmelerine neden olan işte bizzat bu politikalardır (yabancı bir kafirin araştırması). Dolayısıyla ister Batı ister Doğu olsun başımızda yabancı kafirlere güvenmeden Müslümanların işlerinin sorumluluğunu yüklenecek yöneticiler oluncaya kadar İslam ümmeti bu sayısız krizlerden asla kurtulamayacaktır. Zira Allah Subhanehu ve Teala, Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُواْ لِلّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُّبِينًا“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah'a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” [Nisa-144]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Faik Necah

Devamını oku...

El-Vakiye Televizyonu: Siyasi Yorum “Uluslararası İnsan Kardeşliği Konferansı” ve “El Ezher ve Vatikan Belgesi”

  • Kategori El Vakiye TV
  •   |  
El-Vakiye Televizyonu: Siyasi Yorum;
“Uluslararası İnsan Kardeşliği Konferansı” ve
“El Ezher ve Vatikan Belgesi”

Bu ikisi ile Allah’ın Rızası mı Yoksa Uluslararası Toplum Şeytanlarının Rızası mı Amaçlandı?

Hazırlayan ve Sunan: Üstad Ahmet El KASAS
Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti

Perşembe, H. 02 Cumade’l Ahira 1440, M. 07 Şubat 2019

Diğer videolar için TIKLAYINIZ

Devamını oku...

Amerika’nın Rusya İle Yaptığı Füze Anlaşmasından Çekilmesi

Soru Cevap

Amerika’nın Rusya İle Yaptığı Füze Anlaşmasından Çekilmesi

Soru:

Bu ayın başında ABD Dışişleri Bakanı, ABD ile Rusya arasında 1987’de imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması’ndan resmen çekildiklerini açıkladı. Amerika’nın antlaşmadan çekilmesinin boyutları nelerdir? Rusya, antlaşmayı gerçekten ihlal etti mi? Yoksa bu sadece Amerikan’ın antlaşmadan ayrılması için bir bahane mi? Rusya, eğer antlaşmayı ihlal etmemişse, Amerika’nın antlaşmadan ayrılmasının hedefleri nelerdir ve neden çekildi? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

Birincisi: Evet “ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Cuma günü, ABD’nin Rusya ile 1987’de imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması (INF) kapsamındaki yükümlülüklerini askıya aldığını açıkladı. Pompeo, açıklamasında, “Rusya ve diğer anlaşma taraflarına, ABD’nin altı ay içinde yürürlükte olan INF anlaşmasından çekildiğine dair resmi bir bildirimde bulunacağız.” dedi. Ve “Ülkesinin anlaşmadan doğan yükümlülükleri yerine getirmeyi Cumartesi günü itibariyle askıya alacağını” söyledi. Pompeo, “Rusya’nın anlaşmayı ihlal etmeyi sürdürmesi durumunda anlaşmanın sona ereceğini” belirtti. [01.02.2019 Arabi 21] Amerika’nın böyle bir açıklama yapması zaten bekleniyordu. Aylardır ABD, Rusya’nın INF anlaşmasına bağlılığı ile ilgili kuşkuları olduğu yönünde açıklamalar yapıyordu. “Trump, ABD’nin “kendisi yapamazken, Rusya’nın gidip silahlarla oynamasına” izin vermeyeceklerini söyledi ...” [21.10.2018 BBC] Rusya, Trump yönetiminin bu adımı karşısında dehşete düştü. “Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, “ABD’nin anlaşmadan çekilmesinin “çok tehlikeli bir adım” olacağını söyledi. Ryabkov, Rus TASS haber ajansına yaptığı değerlendirmede, “Stratejik istikrarın korunması için, uluslararası güvenlik ve nükleer silahlar alanında güvenlik için önemli bir konuda Rusya’nın taviz vermesi için şantaj yöntemleri ile devam eden girişimleri kınıyoruz.” diye konuştu. [21.10.2018 BBC] ABD anlaşmadan çekildiğini resmen açıkladıktan sonra Rusya da benzer bir adım atarak yanıt verdi. “Lavrov, Aşkabat’ta düzenlenen basın toplantısında, “Devlet Başkanı Putin tavrımızı ortaya koydu: Aynı şekilde karşılık vereceğiz. ABD anlaşmayı durdurdu. Biz de aynısını yaptık. Dolayısıyla 6 aylık süre dolduğunda, ABD’nin anlaşmadan çekilmeye yönelik resmi notası sonuçları çerçevesinde, INF görevini yitirecek” ifadelerini kullandı. [06.02.2019 Russia Today] Daha altı aylık süre dolmadan önce anlaşmadan resmen çekilme sürecini başlatan ABD, anlaşma uyarınca yasak olan füze araştırma ve programlarına başlayacağını duyurdu...

İkincisi: ABD’nin anlaşmadan çekilmek için ileri sürdüğü bahaneye gelince, ABD, Rusya’nın “9M729” tipi seyir füzelerini üreterek anlaşmayı ihlal ettiğini açıkladı. Bu iddia asılsız ve olanaksızdır. Çünkü Rusya, füzesinin menzilinin 480 kilometre olduğunu duyurdu. Yani yürürlükteki anlaşma kapsamında yasaklanan 500 kilometrelik menzilden düşüktür. Anlaşma, menzili 500 ile 5 bin 500 kilometre arasında olan karadan havaya orta menzilli füzelerin yasaklanmasını öngörüyor. Rusya’nın kısa ve orta menzilli füzeleri, doğrudan ABD toprakları için bir tehdit değildir. Etrafı pek çok düşmanla çevrili olan Sovyetler Birliği, özellikle Batı Avrupa’yı vurabilecek bu füzelerden çok sayıda üretmişti. 1980’lerin başında ABD, Batı Avrupa’ya Pershing ve Cruise füzeleri yerleştirdiğinde, Sovyetler Birliği de SS-20 orta menzilli füzeler yerleştirerek karşılık vermişti. 1980’lerde Amerika ile Sovyetler Birliği arasında olası nükleer savaşın arenası Avrupa idi. Bu yüzden paniğe kapılan Avrupa, orta menzilli füze anlaşması imzalanması için bastırmıştı.

Üçüncüsü: O zamanki Amerikan hamlesi incelendiğinde, Amerikan politikasının ciddiyeti anlaşılabilir. Bir yandan Amerika, Batı Avrupa ile ABD arasındaki güvenlik bağını sıkılaştırmış ve Avrupa kıtasının kaderini Washington’a bağımlı hale getirmişti. Öte yandan Amerika, Gorbaçov’un 1980’lerin başlarından bu yana silahsızlanma konusundaki kararlı adımlarını görmüştü. İki ülke arasındaki silahsızlanma müzakereleri olgunlaşıp bir anlaşmaya varıldığında, Amerika anlaşmayı kısa ve orta menzilli füzelerle sınırlandırmıştı. Böylece en büyük zararı Sovyetler Birliği görmüştü. Sovyetler Birliği, büyük paralar harcayarak ürettiği 1800 nükleer füzesini imha ederken, Amerika sadece 800 füzesini imha etmişti. Yani Moskova’nın imha ettiklerinin yarısından bile azdı. “1991 yılının Mayıs ayına gelindiğinde taraflar, yürürlükteki anlaşma nedeniyle 2.600’den fazla füzenin imha edildiğini açıkladılar. Rusya, yaklaşık 1.800 füze imha etmişti... [02.02.2019 El Cezire.net] Başka bir deyişle, Füzelerin İmha Edilmesine İlişkin Anlaşma 1991 yılında sona ermişti. Ancak anlaşmaya bağlılık yani benzeri nükleer füze üretimi yasağı devam etmişti...

Dördüncüsü: Trump ve öncesinde de kısmen Obama yönetiminin uyguladığı Amerikan stratejisi irdelendiğinde, küresel gelişmelerin Washington’u bütün politikalarını yeniden gözden geçirmeye ittiği anlaşılabilir... Amerikan stratejisinin çözümlemeyi hedeflediği köklü konular şunlar:

1- Amerikan ekonomisi: Amerika, küresel üstünlüğünün dinamiklerinden biri olarak görülen ekonomisinin global yönden bitap düştüğünü gördü... Buna karşın Amerika tarafından sağlanan güvenlik şemsiyesinden dolayı yeterince güvenlik harcamasında bulunmayan Avrupa’nın ekonomik yönden güçlendiği görüldü... Diğer yandan önem açısından Avrupa’dan geri kalmayan Çin, çok hızlı bir yükseliş sergiledi. Yirmi yıl içinde birinci sınıf bir ekonomi inşa etti. Dünya Bankası gibi Amerika’nın kurduğu uluslararası kurumların itibarını zedeleyecek finans kurumları kurdu, Asya Kalkınma Bankası gibi... Bu gerçekler ve küresel ekonomik dalgalanmalar, Amerika’yı küresel hegemonyasının temel taşı olarak kabul edilen ekonomik geleceğinden kuşku duymaya itti. Bu yüzden askeri üstünlüğüne odaklandı. Yani rekabet halindeki ülkelerin kalbine korku salmak için nükleer füze sopasını gösterdi. Trump döneminde artık Amerika, amaçları gizleme gereği duymuyor. ABD Başkanı, “Milletin aklı başına gelene dek, ABD, nükleer silah geliştirip cephaneliğini güçlendirmeye devam edecek.” dedi.

2- Amerikan Avrupa sürtüşmesi: Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Avrupa kıtasını Rusya, Çin ve hatta ABD’ye karşı savunmak için gerçek bir Avrupa ordusu kurulması çağrısında bulundu. Trump, Avrupa’nın güvenliğini koruyan, korumak için harcamalar yapan Amerika’yı Avrupa’nın nasıl güvenlik tehdidi olarak görebildiği konusunda şaşkınlığını dile getirdi... Ayrıca Avrupa, iklim anlaşması, ABD’nin Irak savaşı, Arap, İslami ve Afrika ülkelerinde yorucu nüfuz mücadeleleri gibi birçok konuda Amerika ile ayrı düşüyor, hatta büyük oranda Çin’le işbirliği yapıyor... Bütün bunlar nedeniyle Amerika, Rusya’nın yeniden Avrupa için bir tehdit teşkil etmesini istiyor. Rusya ile yaptığı antlaşmadan çekildiği takdirde Rusya, füze üretimine start vermek zorunda kalacak ve Rusya’nın nükleer tehdit ağırlığı, komşusu Avrupa üzerine yeniden çullanacaktır. Oysa antlaşma, Avrupa topraklarında nükleer rekabet konusunda bir moratoryum mesabesindeydi. Örneğin Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “Reuters’e yaptığı açıklamada, “Anlaşma 30 yıldır Avrupa’nın güvenlik yapısının önemli bir ayağı oldu” ifadesini kullanmıştı. [21.10.2019 sputniknews] Alman haber ajansı DPA’ya konuşan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, ABD’nin yeni orta menzilli füzelerinin Almanya veya Avrupa’nın herhangi bir yerine yerleştirilmemesi gerektiğini belirterek, ‘‘Yeni orta menzilli füzelerin Avrupa’da konuşlandırılması için girişimler, Almanya’nın direnciyle karşılaşacak.’’ dedi. [28.12.2018 al-vefagh.com]

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, Fransızca yayım yapan French radio Europe 1’e verdiği röportajda, “ABD’nin Rusya ile 1987’de yaptığı orta ve kısa menzilli balistik ve kruz füzelerin kaldırılması anlaşmasından çekilmesinin Avrupa’nın güvenliğini tehlikeye sokacağını belirterek, “ABD Başkanı Trump’ın birkaç hafta önce silahsızlanma anlaşmasından çekileceğini gördüğüm zaman burada kurban kim olacak? Avrupa ve onun güvenliği. Ben abartmıyorum” dedi. [06.11.2018 www.youm7.com]

3- Rus politikası ve Amerika’nın baskısı: Trump yönetimi, göreve geldikten sonra neredeyse her ay Rusya üzerindeki baskısını arttı. Yaptırımlar uygulamak, NATO’nun askeri yapısını Rus sınırlarına dayamak, yeni ülkeleri (Makedonya) NATO üyesi yapmak, Rusya’yı Suriye’de açmaza düşürmek, açmazından çıkışını alttan almak, doğu sınırında (Güney Kore) Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunması (THAAD) sisteminin kurulumunu tamamlamak,  Japonya’nın Kuril Adaları’ndaki hak iddialarını yeniden diriltmek ve Rusya-Japonya ilişkilerini krize sokmak gibi. Bu Amerikan baskıları kesinlikle bitmeyecektir... Rusya karşısında Amerika’yı cesaretlendiren husus, Rusya’nın Suriye’de isteğine yanıt vermesidir. Onun için Amerika, Rusya’nın ABD’ye verdiği küresel hizmetlerini Çin Okyanusu’na taşımak istiyor. Rusya, bu politikanın farkında. Rus Dışişleri Bakanı bunu açıkça dile getirdi. “Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov “Rusya’nın ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek bir araç gibi kullanılmak istendiğini belirterek, “Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerdeki sorunun, ABD’nin Rusya’yı nesne olarak görmesi olduğunu” ifade etti. Lavrov, “Avrupa’da disiplin sağlamak ve Avrupa Atlantik bağını güçlendirmek için bizi şeytanlaştırıyorlar. Ya da sözgelimi Rusya’yı Çin’e karşı kendi çıkarları için nasıl kullanabileceklerini ciddi ciddi konuşuyorlar” dedi. Ve “Rusya’nın ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek bir araç gibi kullanılmak istendiğini belirtti.” [24.12.2018 Russia Today] Amerika, çıkarlarına hizmet etmek üzere Rusya’yı Suriye’de açmaza soktuktan sonra Çin’e karşı sürüklenmek için Rusya büyük baskılara maruz kalıyor. Bu, Rus trendine karşı yeni Amerikan politikasının kalın çizgisidir... ABD’nin, Rusya ile yaptığı orta ve kısa menzilli füzeler antlaşmasından çekilmesi, bir yandan Rusya üzerindeki tazyiki artırırken, diğer yandan Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerde gerginlik yaratmayı amaçlıyor. Rusya üzerindeki baskıların artmasına gelince, onu yeni bir silahlanma yarışına itecektir. Ekonomisi bunu kaldırabilecek güçte değildir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, “ABD ile silahlanma yarışına girmek istemiyoruz. Amerika bizi silahlanma yarışına çekmeye çalışıyor” dedi. [07.02.2019 RT Arabic] Çin’le ilişkilerde gerilim yaratmaya gelince, Amerika’nın Rusya’yı orta ve kısa menzilli stratejik silahlanma yarışına girmeye mecbur bırakması, Çin’de büyük endişe yaratacaktır. Zira Çin topraklarının tamamı, 1991 yılında Rusya’nın sonlandırdığı bu füzelerin menzili dâhilindedir. Dolayısıyla bu durum, Çin ile Rusya arasında gerginlik yaratacaktır.

4- Çin’in büyük yükselişi ve Amerika’nın bu yükselişle mücadele gereksinimi:İkinci Obama döneminden beri uygulanmakta olan yeni ABD stratejisine göre Çin, ABD’nin öncelikleri arasındadır. Bu önceliği tırmandıran Trump, Çin’in yükselişini durdurmak için Çin’le ticaret savaşı başlattı. Özellikle Çin’in devasa ekonomik gücü, nükleer silah yeterliliğine sahip güçlü bir ordu kurmasına olanak tanıyor. Bu nükleer silah geliştirilebilir ve Amerikan gücü ve hegemonyasına giderek daha fazla risk teşkil edebilir. Çin’in askeri bütçesi 228 milyar dolardır. Bu, dört ülkenin (Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya) toplam askeri bütçesinden daha fazladır. Amerika, Çin’in bazı askeri programlarını gizli tuttuğunu ihtimal dışı görmüyor. Zira Çin ekonomisi, fazla askeri harcama yapmasına imkân veriyor. Bu bir açıdan böyledir... Diğer açıdan iki ekonominin güç yakınsaması nedeniyle Çin ile ekonomik savaş altında ezilen Amerika, Çin’in ekonomik büyümesini engellemek için çabalarını, Çin’e oranla mutlak üstünlüğü sahip olduğu askeri platforma taşımak istiyor. Bu yüzden Amerika, kısıtlamalardan (Rusya ile füze anlaşması) kurtulmaya çalışıyor. Bu kısıtlamalar, Güney Kore, Japonya ve Çin’e komşu diğer ülkelere konuşlandırabileceği orta ve kısa menzilli nükleer silahlar ile Çin’i çevrelemesini engelliyor. Başka bir deyişle silahlanma yarışı ile Çin’in ekonomik gücünü bölmek istiyor. Çünkü Çin, ABD’nin Çin Okyanusu’ndaki olası adımlarına misilleme yapmak için daha fazla orta ve kısa menzilli füzeler üretmeye koyulacaktır. Hem de Amerika’nın yalnızca kendi ekonomik kapasitesini değil, aynı zamanda Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin enerjilerini de Uzak Doğu’daki silahlanma yarışında kullandığı bir anda.

Beşincisi: Özetle Rusya ile yapılan füze anlaşmasından çekilmesi ile ABD’nin uzun vadede şu hedefleri gerçekleştirmeyi amaçladığı açıkça görülür:

1- Ekonomisinin gerilemesi, özellikle Çin ekonomisinin büyümesi ve ABD ekonomisiyle rekabet etmesi ile hegemonyasının önemli bir enstrümanı olarak ekonomik etkinliğinin zayıflaması, ayrıca Avrupa ile rekabeti nedeniyle Amerika, mutlak rekabetsiz olduğu stratejik askeri kapasitesini bariz bir şekilde artırmaya, Avrupa’daki ve keza Rusya ve Çin’e karşı küresel hegemonyasını perçinlemeye karar verdi.

2- Avrupa’nın giderek özgürleşmesi, birçok uluslararası konuda politik olarak ABD’ye diklenmesi nedeniyle Amerika, Rus tehdidini yeniden diriltme kararı aldı. Ki Sovyet döneminde olduğu gibi yeniden Rus tehdidi, Avrupa’nın kalbine çullansın. Rusya ile yeniden silahlanma yarışı başlattı ki Avrupa ülkeleri Rusya’dan korumak için ABD’nin nükleer şemsiyesine sığınmaya mecbur kalsın, dolayısıyla askeri harcamalarını artırsın, ABD’nin liderliği altında kalma güvencesi vermek gibi Washington’un yeni şartlarını kabul etsin.

3- Rusya üzerindeki baskıyı arttırmak, Rusya’nın güç yetiremeyeceği yeni bir silahlanma yarışı ile stratejik pozisyonunu tehdit etmek, Rusya’yı Çin’in hoşuna gitmeyeceği bir tutuma itmek ve böylece iki ülke arasında uzaklaşmaya neden olmak. Washington’un antlaşmadan ayrılmasının getirdiği yeni stratejik duruma bağlı olarak Rusya’nın önünde her biri diğerinden daha acı iki seçenek var. Ya stratejik yeteneklerinin sınırlılığını gösteren ölü bir silahlanma yarışına girecek ve böylece stratejik kapasite açısından Fransa ve İngiltere’nin pozisyonuna yakın bir konuma düşecektir. Ya da prestijini koruyabilmek için Amerikan baskılarına boyun eğecek ve böylece tamamen ABD kararına bağlı küresel ihtişamını sürdürecek, bunun karşılığında Çin Okyanusu’nda ABD hedeflerine hizmet etmek için Amerika ile birlikte hareket etmek zorunda kalacaktır.

4- Amerika’nın Rusya ile yaptığı antlaşmadan çekilme hedefleri arasında belki birinci sırada Çin gelir. Amerika, Çin’in askeri potansiyelini kontrol etmek istiyor ve Çin’in askeri yetenekleri sürpriziyle karşılaşmak istemiyor. Tıpkı hızlı büyüyen Çin ekonomisi sürpriziyle karşılaşmış olduğu gibi… Amerika, sanki bu kabiliyetleri kendi gözetimi ve denetiminde gelişmesini sağlayan ya da Çin’i Uzak Doğu’da stratejik bir silahlanma yarışına sokan anlaşmalarla kontrol etmek istiyor. Amerikan üstünlüğündeki bu yarış, Çin ekonomisinin dayanıklılığını kırmanın güçlü bir enstrümanı olacak ve dolayısıyla onu çöküş trendine doğru itecektir.

Altıncısı: Sonuç olarak Müslümanların bu uluslararası çatışma arenasından uzak kalmaları yürekleri sızlatıyor. Onlar, bu çatışmanın ne neferi ne de kervanıdır! Dahası İslam ülkelerindeki şerli yöneticiler, İslam yıldızının doğuşunu önlemek için özelde Amerika genelde Batıya çok daha duyarlı hale gelmişlerdir... Ancak İslam ümmetinde görülen ve gittikçe artan İslami canlılık, laik yöneticilerin programlarını reddediş ve laik yöneticiler karşıtı gösteriler, ceberut çağının artık fazla uzun ömrü kalmadığını gösterir. Dolayısıyla Allah’ın izniyle bu çağı samimi çalışanlar eliyle Raşidi Hilafet izleyecektir. Böylece Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi gerçekleşecektir.

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.” Ardından dünya yeniden Hilafet ışığıyla aydınlanacak, sömürgeci kâfirler kötülükleriyle yurtlarına geri dönecekler, İslam ümmeti tekrar dünyanın lideri olacak, şer ve şer ehlinden uzak dünyaya liderlik edecektir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

H.07 Cumade’s Sânî 1440
M.12 Şubat 2019

Devamını oku...

Çin’in Uygurlara Yönelik Davranış Yöntemi Dünyadaki Müslümanların Korkak Yöneticileri İçin Bir Utanç Kaynağıdır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Çin’in Uygurlara Yönelik Davranış Yöntemi Dünyadaki Müslümanların Korkak Yöneticileri İçin Bir Utanç Kaynağıdır

Haber:

Türkiye, Çin’in Uygur Müslümanlarına yönelik davranışını “insanlık adına büyük bir utanç kaynağı” olarak nitelendirerek kınadı. Ayrıca Türkçe konuşan etnik gruplara yönelik kitlesel tutuklamalar, insan hakları grupları tarafından yapılan son eleştirilerde artış gösterdi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, bir açıklamasında şöyle dedi: “Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikası insanlık adına büyük bir utanç kaynağıdır.” (The Guardian)

Yorum:

Yüksek bir sesle adlandırılan hapis veya aşağılanma veya utanç veya aile bağlarının koparılması veya işkence veya öldürme veya etnik temizlik veya kısıtlama ya da Müslümanların faaliyetlerinin kontrol edilmesi gibi adı her ne olursa olsun; Çin’in “yeniden eğitim” olarak adlandırdığı şey aynı mı olacak? 

Çoğu Sincan özerk bölgesinde yaşayan Uygurlar, Çin komünist hükümetinin uyguladığı çifte muamelenin acısını çekiyor. Oysa bir vatandaş olarak, Sincan’da yaşayan ile Hong Kong ve Pekin’de yaşayanlar arasında ne fark var ki?

İslamofobi ve İslam’dan korku nedeniyle Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygurlara uygulanan muamele, Myanmar, Keşmir ve diğer ülkelerdeki Müslümanlara isabet edenlerden farklı değildir. Daha da kötüsü bu kafirlerin ajanlarının, İslam karşıtı gündemi destekliyor olmalarıdır. Nitekim raporlar, eski Amerikan deniz subayı (Blackwater'ın kurucusu) Eric Prince’in kurduğu güvenlik şirketinin (Frontier Service Group), eğitim kampını idare edeceğini ifade etmektedir. (Kaynak: The Guardian 01/02/2019)

Osmanlı Hilafet’in olduğu günlerde ümmetin koruyucusu olan Türkiye gibi bir devletin, NATO üyesi olması ve Müşriklerin İslam’ı aşağılaması, kardeşleriniz ve bacılarınızın öldürülmesi, Müslümanların kimliği, ritüelleri ve akidelerini yok etmek için ısrarla çalışılması gibi meydana gelenler net bir şekilde belli olduğu halde buna insani bir mesele olarak bakması nasıl mümkün olabilir? Zira Uygurlu Müslümanlar bugün, dinlerini ve akidelerini korumak için kurban gidiyorlar. 

Türkiye kendisini, kendi özel hapishanelerindeki hücrelerine kilitliyor. Zira Suriye, Filistin, Doğu Türkistan ve Rohingyalı Müslümanlar yardım talebi için haykırıyorlar ama ellerinden hiç bir şey gelmiyor. Oysa Türkiye, askeri tanklar gönderebiliyor ve Kürtlere karşı saldırılar düzenleyebiliyor ama risk altında olan diğer Müslümanlara yardım etmiyor. Bu onun için bir utançtır!

Doğu Türkistan halkı sadece Türk kökenli soydaşlar değil, aynı zamanda onlar İslam ülkelerindeki kardeş ve bacılar olup onlara yardım etmek ve onları korumak diğer Müslümanların bir sorumluluğudur. 

Şu an Doğu Türkistan’daki Müslümanların en çok ihtiyacı olan şey, İslam ordularının yardım etmesi ve korumasıdır. Çünkü insani yardım ve acıma duygusu, olanları durdurmayacağı gibi olmasını da engellemeyecektir. 

Nitekim veda hutbesinde Nebi Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizlere bir hatırlatmada bulunarak şöyle buyurmuştur: 

أيها النّاسُ إن رَبَّكُمْ وَاحِدٌ، وإنّ أَبَاكُمْ واحِدٌ، كُلكُّمْ لآدمَ وآدمُ من تُراب، إن أَكرمُكُمْ عندَ اللهِ أتْقَاكُمْ وليس لعربيّ فَضْلٌ على عجميّ إلاّ بالتّقْوىَ، اسمعوا قولي واعقِلوهُ تعلمُنَّ أنَّ كلَّ مسلمٍ أخو للمسلِمِ، وأنَّ المسلمينَ إخوَةٌ، فلا يحلُّ لامرئٍ من أخيهِ إلا ما أعطاهُ عن طيبِ نفسٍ منه فلا تظلِمُنَّ أنفسَكمُ “Ey insanlar! "Rabbiniz birdir. Babanızda birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana Arap olmayanın da Arap olan üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allahtan korkmaktadır. Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz. Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, kişinin kardeşinin hakkına el uzatması helal değildir. Nefsinize zulmetmeyin.”

Uygurların kendilerini koruyacak bir yöneticisi yok. Ancak bir zamanlar onlar Hilafet’in himayesinde yaşıyorlardı. O halde Çin’de yaşayan Müslüman kardeşlerimizin halini unutmak bize yakışır mı? Oysa burası, Sahabi Sa’d B. Ebi Vakkas’ın daveti sayesinde İslam’ın yayıldığı topraklardır. Nitekim Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurmuştur:

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ، وَلَا يَخْذُلُهُ، وَلَا يَحْقِرُهُ، التَّقْوَى هَا هُنَا، - وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ - بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنْ الشَّرِّ، أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ، كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ؛ دَمُهُ، وَمَالُهُ، وَعِرْضُهُ “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu tahkir etmez. (Üç defa kalbine işaret ederek) Takva şuradadır. Müslüman kardeşini hakir görmesi kişiye kötülük olarak yeter. Her Müslümanın namusu, kanı, malı ve onuru Müslümana haramdır” 

Ve (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurmuştur: 

مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُؤْمِنٍ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ يَسَّرَ عَلَى مُعْسِرٍ، يَسَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِما سَتَرَهُ اللهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ “Kim bir müminin dünyevi kederlerinden birini giderirse, Allah da onun kıyamet günü kederlerinden birini giderir. Kim bir Müslümanın sırrını örterse, Allah da onun dünya ve ahirette sırlarını örter.”

Bütün Müslümanların tek muhlis yöneticisi, Allah’ın ve Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emrine ittiba edecek, tüm Müslüman ve İslam ülkelerinden sorumlu olacak şekilde cihada komutanlık edecek olan bir emirdir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Ahmed Yusuf

Devamını oku...

Sudan’da Uygulanan Ekonomik Sistem İslami Değil Kapitalist Sistemdir!

09 Şubat 2019 Cumartesi günü Maliye Bakanı Mustafa Hawali, El Müstakil gazetesinin düzenlediği bir toplantıda konuştu. Toplantıda bakan, “Sudan’da uygulanan ekonomik sistemin İslami olduğunu” söyledi.

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, temin ederiz ki bu söz asılsızdır. Yakın uzak herkes bilir ki Sudan ve diğer Müslüman ülkelerde uygulanan ekonomik sistem, kapitalist sistemdir. Ne esas ne de teferruat itibariyle İslam’la hiçbir ilgisi yoktur. Aşağıdaki gerçekleri açıklıyoruz:

Birincisi:İslam’da ekonomi politikası, her bireyin bütün temel ihtiyaçlarının ve mümkün olabildiğince de lüks ihtiyaçlarının karşılanmasına dayanır. İslam, bireylerin temel ihtiyaçlarını giyecek, yiyecek, barınak, toplumun ihtiyaçlarını ise sağlık, eğitim ve güvenlik olarak belirledi. Rejimin, Sudan’da uyguladığı kapitalist sistem bunları umursamaz. İnsanların işlerinin güdülmesini önemsemez. Zira devletin görevi, mal ve hizmet sağlamaktır. Ancak bunları sağlamakta bile başarısız olmuştur. Sudan devletinin görevi, insanların çıkarlarını gözetmek değil, vergi, haraç ve gümrük vergisi tahsil etmektir.

İkincisi:İslam, insanların servetten faydalanması konusunu ele aldı ve bunun için üç kural belirledi: Mülkiyet, tasarruf hakkı ve servetin insanlar arasındaki dağılımı. Bunlar, insanlar arasında adaleti sağlayan şeri hükümlerle ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Kapitalist sistem ise servet üretimi ile ilgilenir. Bu servetin adil dağılım konusu ile ilgilenmez. Şuan Sudan’da uygulanan budur. Dolayısıyla paranın sadece zenginler arasında dolaştığını, yoksulların ise iyice yoksullaştığını görüyoruz. Dahası bu sistem yoksulluk ve yoksullar üretir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الأَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ  “Allah’ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir.” [Haşr 7] Kamu mülkiyetindeki (petrol, madenler vb.) tasarruf hakkına gelince, İslam devleti, bunları ümmet adına işletir. Ancak Şeriat, mübadele veya armağan yoluyla kamu mülkiyetinde tasarrufta bulunulmasını yasakladı. Devlet, ya kamu hizmeti ya da her bireye nakit para dağıtma şekilde ümmet yararına kamu mülkiyetini yönetir. Sudan’da uygulanan vaka şudur ki, devlet, kamu mülkiyetinde devlet mülkiyeti olarak tasarrufta bulunur. Çıkarılan petrol ve altının, insanların istifadesine sunulmaması bunun en açık örneğidir.

Üçüncüsü:İslam, gümrük vergisini, mal ve hizmetlerden alınan dolaylı vergileri yasakladı. Bu, insanların malını batıl yolla yemek ve pahalılaştırmak için fiyatlara müdahil olmak anlamına gelir. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ “Meks sahibi cennete giremez.” Vergi hakkında da şöyle buyurdu:

مَنْ دَخَلَ فِى شَيْءٍ مِنْ أَسْعَارِ الْمُسْلِمِينَ لِيُغْلِيَهُ عَلَيْهِمْ فَإِنَّ حَقًّا عَلَى اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى أَنْ يُقْعِدَهُ بِعُظْمٍ مِنَ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ “Kim Müslümanlara karşı fiyat arttırmak için onların fiyatlarından bir şeye müdahale ederse, o kimseyi kıyamet gününde bir ateşğınına oturtmak Allah’ın üzerine hak olur.” Sudan rejiminin ana gelir kaynakları, gümrük vergileri, mal ve hizmetlerden alınan dolaylı vergiler ve diğer haram vergilerdir. Ayrıca faiz işlemlerinde bulunur. Faizin alınması da verilmesi de istisnasız haramdır. Özetle Sudan’daki ekonomik işlemlerin, İslam ve hükümleri ile hiçbir ilgisi yoktur. Aksine kapitalist hükümler ve sistemlerdir. Ülkedeki ekonomik sisteme yön verenin IMF ve Dünya Bankası olması yeterlidir.

Son olarak diyoruz ki, İslam mükemmel bir sistemdir. Politik, ekonomik, içtimai ve diğer sistemlerden ibarettir. Hepsi de İslam akidesine dayanır. Hükümleri Allah’ın Kitabı ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünnetinden fışkırır. Bu sistemler ancak Sevgili Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözüyle müjdelediği Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet altında uygulanabilir:

ثُمَّ تَكُونُ خِلاَفَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُبُوَّةِ “Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

Devamını oku...

Tunus’taki Sömürgecilik Ajanlarının Kışkırtmasının Ardından Facebook Yönetimi, Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti’nin Facebook Sayfasını Kapattı

“Facebook” yönetimi, bir aydan kısa bir süre içinde hiçbir açıklama veya ön uyarı yapmadan ikinci kez Hizb ut Tahrir / Tunus Vilayeti’nin Facebook sayfasını kapattı. Bu, Facebook yönetiminin, siyasi ve medya çetesi önderliğinde ümmetin akidesine, uygarlığına, entrikalarını ve kirli işlerini deşifre eden herkese karşı yürütülen saldırının yanında yer aldığını teyit eder. Facebook sayfamızın, devletin Kuran kurslarına karşı yürüttüğü terörü ifşa eden basın açıklamamızın hemen ertesi günü kapatılması manidar.

Yahudi varlığının teşvikiyle daha önce Filistin’de onlarca İslami sayfayı ve Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi’nin bir kaç sayfasını kapatan “Facebook” yönetimi, bir kez daha sömürgeci Batı güçleri ve artık ifşa olan, entrika ve terörlerini pazarlayamayan ajanlarına hizmet etmek için sesleri kısmaya ve sayfaları kapatmaya hazır olduğunu gösterdi, kanıtladı.

Devamını oku...

Rejim, Yeryüzündeki Allah’ın Evlerinin Önünden Hakkı Haykıranları Gözaltına Almaya Devam Ediyor

El Ebyad’daki güvenlik güçleri, El Nazir Muhammed Hüseyin, Ahmed Vedaa ve Hüseyin Hamida adlı Hizb-ut Tahrir’li gençleri bugün Cuma namazından sonra El Ebyad kentindeki Ulu Cami önünden gözaltına aldılar. El Nazir, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti tarafından yayımlanan “Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nden yeryüzünde Allah’ın evleri olan cami öncülerine bir çağrı” başlıklı bildiriyi daha okumasını bitirmeden gözaltına alındı. Ardından Vedaa çağrıyı okumaya başladı. Ancak o da, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bayrağını taşıyan Hüseyin ile birlikte gözaltına alındı.

Güvenlik yetkilileri, bu basın açıklaması yazıldığı sıralarda henüz kardeşlerimizi serbest bırakmış değildi. Ayrıca polis kuvvetleri, yukarıda belirtilen çağrıyı okuduktan sonra Nyala kentinde bulunan Batı Caminde imamlık ve vaizlik yapan Hizb ut-Tahrir üyesi Âdem Muhammed Ahmed’i de gözaltına aldılar, ardından Akşam namazından sonra serbest bıraktılar.

Güvenlik güçlerinin, Hizb-ut Tahrir’li gençleri gözaltına almalarına neden olan çağrı, hak bir çağrıdır. Hak, üstün gelir, üstün gelinmez. O çağrı, iyilik çağrısıdır. Kâfir Batı sistemlerinin hâkim olmasıyla hükümleri ve sistemleri yok olan yüce İslam çağrısıdır. Zalimler ve bozguncuların ümmete musallat olmasıyla ümmet yok oldu. İnsanların hayatı darlaştı. Bu yüzden rejimin devrilmesi talebiyle protesto gösterileri düzenlemek üzere sokaklara indiler. Bu vesileyle Hizb-ut Tahrir de onlara bir çağrıda bulunarak bu yönetici sınıfın başka bir yönetici sınıfla değiştirilmemesini istedi. Yapılması gerekenin, kapitalist laik sistemi, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet yönetimi ile değiştirmek, iman ehlinin, yeryüzündeki Allah’ın evleri olan camilerin öncülerinin sesini üstün kılmak, İslami sistem ve Şeriatın uygulanmasını talep etmek, gerçek değişim için çalışanlar safında ön sıralarda yer almak olduğunu söyledi. Gerçek değişimin, ceberut saltanatın boyunduruğundan kurtulup Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet olan İslami yönetimin hükmü altına girmekle gerçekleşeceğini belirtti.

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, güvenlik güçlerini rejimin zulüm ve bozgunculuğuna ortak olmanın doğuracağı sonuçlardan şiddetle sakındırıyoruz. Hak sözü haykırışı yasaklamanın ve Müslümanların pusulasını âlemlerin Rabbinin hoşnut olduğu sisteme doğrultmayı engellemenin elim sonuçları vardır. Onun için biz, gözaltındaki Hizb ut-Tahrir’li kardeşlerimizin derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Çünkü yaptıkları şey, Allah’ın sevdiği ve hoşlandığı bir eylemdir. Aslında onlar, onurlandırılmalıdır, gözaltına ve benzeri eylemlerle aşağılamak değil!

وَلا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ “Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” [İbrahim 42]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER